|
kitap özetleri
|
|
04-13-2007, 12:09 AM
Post: #1
|
|||
|
|||
|
Kendi kendinizi aydınlatan bir ışık olun. Yalnızca kendinize güvenin. Biricik ışık olarak Kendi içinizdeki gerçeğe bağlı kalın (Buda) Akla dayanan ya da akla uygun bir otoritenin kaynağı yeterlik dediğimiz şeydir. Otoritesine saygı duyduğumuz kişi, başkalarının kendisine vermiş olduğu ve üstesinden gelebileceğine inandığı işi yeterli bir şekilde yürütür, sorumlu olduğu insanları korkutmak ihtiyacı duymadığı gibi bir takım sihirli niteliklerle hayranlık uyandırmaya da kalkmaz, başkalarını sömürecek yerde onlara yeterli bir şekilde yardımcı olur, otoritesi akla uygun temellere dayanır ve akıl dışı bir korkuya ihtiyaç göstermez. Akıl dışı otorite ise kaynağını her zaman insanlar üzerindeki gücünden alır. Otoriteye boyun eğen kişinin çaresizliğine ve endişesine göre değişen bir değeri olabilir. Güç ve korku her zaman akıl dışı otoriteyi destekleyen unsurlar olmuşlardır. Sanat deyince yalnızca tıp, mühendislik ve ressamlık gibi meslekleri anlamamak gerekir. Yaşamak da başlı başına bir sanattır. Gerçekte insanın uğraşması gereken en önemli, aynı zamanda en güç ve en karmaşık sanattır. Yaşama sanatında insan hem sanatçı, hem de sanatının objesidir. Hümanist ahlak, kuramsal insan bilimine dayanan yaşam sanatı ile ilgili uygulamalı bir bilimdir. Ahlak, yaşam sanatını başarılı bir şekilde yürütmedeki kusursuzluğa ulaşmak için gerekli olan kurallar sistemi ise, böyle bir ahlakın en genel ilkeleri genellikle hayatın, özellikle insan hayatının tabii niteliklerine göre ayarlanmalıdır. İnsan hayatının amacı; sahip olduğu güçlerin kendi tabiatının yasalarına göre gelişmesidir. Mizaç tepki biçimiyle ilgilidir, yapısaldır ve değişmez. Karakter ise daha çok bir insanın yaşantıları ile, özellikle ilk çocukluk günlerindeki yaşantılarıyla oluşmuştur. Gerçeği kavramak ve yeni yaşantılar edinmekle bir dereceye kadar değişebilir. Öfkeli, sıcak kanlı, hüzünlü ve soğukkanlı mizaçlar vardır. İki çeşit karakter tipi vardır: yaratıcı olmayan yönelişler ve yaratıcı yönelişler. Yaratıcılıktan anlayacağımız şey etkinliktir. Etkinliğin en güçlü kaynakları arasında akıl dışı tutkular yer alır. Kant insanın kendini düşünmesini, kendini sevmesini, böbürlenerek kendini beğenmekten, kendinden hoşlanmaktan ayırmaktadır. Ama “akla uygun bir kendini sevme” bile ahlaki ilkelerle sınırlandırılmış olmalıdır. Kendinden hoşlanma duygusu bastırılmalıdır ve insan ahlak yasalarının kutsallığı karşısında kendini küçük görmelidir. Sevmek, bir insanın sevme gücünün ifadesidir ve birini sevmek demek bu gücün bir kişi üzerinde toplanması ve gerçekleşmesi demektir. Romantik aşk fikrinin dile getirdiği şekilde, insanın yalnızca bir tek kişiyi sevebileceği ve bu kişiye rastlamanın hayatta büyük bir şans olduğu doğru değildir. Eğer bu kişiye rastlanabilirse ona karşı duyulan sevginin başkalarından el çekmekle sonuçlanacağı da doğru değildir. Yalnızca birtek kişiye duyulan sevgi, bunun sevgi değil bir ortak–yaşarlık bağlılığı olduğunu gösterir. Sevginin içermiş olduğu temel olumlu tavır; sevilen insanın, belli başlı insani niteliklerin simgesi olması dolayısıyla sevgisini ona doğru yöneltmiştir. Bir kişiye duyulan sevgi, insana duyulan sevginin varolmasını gerektirir. William James’in deyişiyle, bir insanın kendi ailesini sevip de “yabancılar“ karşısında duygusuz kalmasına yol açan bir çeşit “iş bölümü”, temel bir sevme yeteneksizliğinin belirtisidir. İnsan sevgisi, sık sık sanıldığı gibi, özel bir kişiye duyulan sevgiden sonra gelen bir soyutlama değil, aslında belirli kişileri sevmekle kazanılmasına rağmen, tek bir kişiyi sevmenin ön şartıdır. Bu söylenenlerden çıkan sonuç; kendi benliğimizin de aslında tıpkı başka bir insan gibi sevgimizin objesi olabileceğidir. İnsanın kendi hayatı, mutluluğu, gelişmesi ve özgürlüğü karşısında olumlu bir tavır takınması, sevme yeteneğinden, yani ilgi, bakım, saygı, sorumluluk ve bilgiden kaynaklanır. Bir insanda yaratıcı sevme yeteneği varsa, insan kendini de sever. Yalnızca başkalarını seviyorsa hiç sevemiyor demektir. Bu kitap, temel ahlaki değerler, sevgi, sanat ve öz güven bunalımındaki günümüz insanı için ilginç saptamalarda bulunması ve yararlı öneriler içermesi yönleriyle herkesin başvurabileceği temel bir düşünce eseri ve yardımcı kaynak niteliklerini taşımaktadır. 2. kitap Yaratıcı aklın sentezi Giriş bölümünde felsefenin anlamı ve amacı üzerinde durulmuştur. Felsefenin, insan zekasının bu en anlamlı uğraşın amacı, doğa, toplum ve insan, üzerine giderek evren üstüne tutarlı, sistemli bir görüşe varmaktır. Bir yerde bağımsız yürütülen bu uğraş " özgür aklın sorgulaması' na " dayanır. Batılı toplumlarda, felsefe yüzyıllarca yürüdüğü dikenli yollardan sonra, bileğinin hakkıyla, ama elbette arkasına aldığı sosyal güçlerin de yardımıyla, bugünkü saygın ve dokunulmaz yerini kazanmış bulunuyor. Felsefenin amacı doğruyu aramaktır. Felsefenin, bir bilgi dalı olarak belli bir konusu yoktur. Diğer bilim dallarında öğrenilecek konular vardır. Örneğin tarihte, geçmişteki olaylar gibi. Felsefede böyle bir şeye rastlanmaz. Felsefede tasarlanmış doğrular yoktur. Tarih boyunca, sistemleri sistemler izlemiş, her filozof, kendinden önce gelenin görüşlerinden farklı, kimi zaman onlara zıt görüş ortaya atmıştır. Ne var ki filozofların bütün bu tartışma ve uyumsuzluklarının yaptığı bir şey vardır.: bizi onlar üzerine bizzat düşünmeye çağırır. Felsefenin özü bir bilgiye sahip olmaktan çok, onu arayıp karıştırmaktır. Buda bir " düşünme çabası " dır. Peki düşünme ne? Düşünme aklın bir işlevidir.; böylece akıl edindiği bilgileri yeniden gözden geçirir, tartışır. Felsefe, akıl sahibi insanın bulduğu en yüce fikri uğraştır. Birinci bölümde insanın ne ve kim olduğu üzerinde durulmuştur. İnsanın yer yüzünde ortaya çıkışı ve kendi kendisinin bilincine varışı diye bir olgu vardır. Biliyoruz ki insan soyu birden bire ortaya çıkmadı; tersine, milyonlarca yıl süren bir süreç boyunca, daha önceki hayvansal türlerden doğdu. İnsana has olan zekamıdır diyeceğiz? Bunun, hayvanlarda da bulunduğu yanıtı verilecektir. İnsanın " daha zeki " olduğu bir gerçektir. Ama insanlara özgü birde " düşünen ruh vardır" ancak her şeyin ötesinde, insana has olan şeyin belirtisi olarak neyi görmeli? Descartes'in bunun için önerdiği şuydu: Dil Düşüncelerin alış verişini sağlayan dildir. Bununla beraber hayvanlarla insanlar arasında başka büyük farklılıklar da vardır. İnsanları Descartes'in dediği gibi " Doğanın efendileri ve sahipleri " olmaya götüren bir farklılık söz konusudur. Buda tek kelimeyle emektir. Emek, insanın kendisinin bilincine varmada zorunlu bir andır. İnsanı insan yapan sonrada varlığını sürdüren, emektir. Ellerin oynadığı rol ise bu süreçte pek önemlidir. Eski uygarlıklar, bu arada yunan ve roma uygarlıkları, emeği saysalar da hor görmüşlerdir. Emek aklı maddeyle uğraşmaya mahkum ettiği için köleliğin hem nedeni hem de sonucudur. Ancak kentleşmenin su yüzüne çıktığı, ticaretin geliştiği devrelerde, kısacası kapitalizmin ve burjuvanın ortaya çıkmasıyla emekte saygınlık kazanır ve bağımsızlaşmaya başlar. Böylece sosyal mücadeleler. Ortaya çıkar. Ve daha insanca bir dünya meydana gelebilir. İkinci bölümde düşünmenin diyalektiği ele alınmıştır. Biliyoruz, insan düşünür, doğadaki ayrıcalığıdır bu onun. Düşünmek, insanın düşünceler üretme, onları dışa vurma ve aralarında bağlar kurma gücüdür. Örneğin Romancı romanını yazarken, Ressam resmini yaparken, Bestecide bestesini yaparken düşünür. Düşünme çok boyutlu bir olaydır. Düşünme çeşitli felsefe sistemleri arasında çok önemlidir ne kadar felsefe varsa, o kadar da düşünce vardır. Düşüncenin temelinde bilinç vardır. Bilinç, kişinin tek başına düşünme yetkisidir. Her bilinç bireyseldir. Gerçekten, düşündüğüm şey benimdir. Ayrıca bilinçli düşünmenin altında mantık yatmaktadır. insan bütün canlılar içinde düşünebilen ve düşündüğünü başkalarına aktarıp anlatabilen tek varlıktır. Herkes düşünür, ancak herkesin düşündüğü doğrumudur? Değilse,, düşünmenin ilkesi nedir? Tabi ki mantık. Mantık, her şeyden önce " Doğru düşünme sanatıdır.” İnsanı mantıklı olmaya doğa ve toplum dayatmıştır. Özetle mantık yaşamın ürünüdür. Üçüncü bölümde felsefenin gerçeklikle ilişkisi tartışılmaktadır. Burada soracağımız ilk soru bilim neyi anlatır? Bilim, doğaya, topluma, ve insana egemen, deneyle yada ortaya çıkarılmış zorunlu yasalar, onların araştırmasıdır. Doğa toplum ve insan böylesi yasalarla çevrilidir. Hemen hemen rakipsizdir. Doğadaki gerçeklik olsun, sosyal gerçeklik olsun, bilimin onun üzerine eğilip yasaları bulup çıkarması, yöntem sayesindedir. Yöntem bilimin can damarıdır. Onsuz bilim olma. Her bilimin kendine özgü yöntemi vardır. Ancak unutulmasın ki, bilimsel yasa ve kurumlar, her zaman sınanabilir;dogmatik değil, genel tartışmaya hep açıktır. Böylece, bir bilimsel yasa bir başka bilimsel yasayla çürütülebilir. Bilim tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Ve bilimsel bilginin inandırıcılığı da bundan ileri geliyor. Dördüncü kısım "yaşama nasıl anlam verebiliriz" tartışmasını ortaya atmıştır. Yaşamın kendi içinde bir takım değerleri bulunmaktadır. Din, insanın " Kutsal " yada daha somut bir değişle " Tanrı " yla ilişkili inançların kapsadığı dogmaların ve ibadet biçimlerinin tümüdür. Ahlak topluluğun yada bir bireyin, iyi, ile kötü üstüne verdiği bir değer yargısıdır. Başta gelen özelliği, bir kişinin davranışlarıyla ilgili değerlendirme olsa da, kişi doğmadan önce topluda yerleştirmiştir. Diğer bir olgu olan özgürlükte ise insanlar doğanın kölesi olmaktan kurtulduktan sonra, toplumda şiddetin yerini de hukuk kuralları almıştır. Ama tarihte gösteriyor ki çoğu kez iktisadi bağımlılık içinde ve siyasi baskının altında yaşanmaktadır. Son olgu ise mutluluktur. Mutluluk kavramı, bolluk içinde yaşama isteğinden doğmuştur. Felsefe tarihinde, bütün ilk çağ klasik felsefesine damgasını vuran ve mutluluğa insan yaşamının anacı olarak bakan bir anlayıştan geçilmiştir. Beşinci bölümümüzde geçmişten geleceğe kadar olan zaman süreci üzerinde durulmuştur. Tarihten günümüze kadar olan süreçte insanların bir takım değişikliklere uğradığını biliyoruz. Bir gerçek var ki; tarihi insanlar yapıyor, ama tarih acılar ve felaketler getiriyor onlara. Ama insanlar bunları teknik yolla engellemeyi başarmışlar fakat daha insanca bir topluma sahip olabilmek için tarihin akışını değiştirememişler. Geçmiş tarih, günümüz üzerinde o kadar bir ağırlığa sahip ki,atalardan kalma siyasal, dinsel ve dilsel direnişler bugün bile çatışmalara yol açmaktadır. Özetlemek gerekirse insanlar tarihin tek sorumlusudur. Geçmişteki olup bitenden bugünde sorumludur. Son bölümde ise insanın kendisi olması üzerinde durulmuştur. İnsanları birbirinden ayıran şey, kimliğidir. Yani kendi kişiliğidir. İnsanların kimlik sorunları tarihin büyük geçiş dönemlerindeki alt-üst oluşlarda ortaya çıkıyor. Örneğin eski roma imparatorluğunda durup durup başkaldıran halklar, yalnız sömürüden kurtulmak değil, kimliklerini saydırmanın da arayışındaydılar. İmparatorluk çökerken daha da yoğunlaşmıştır. Avrupa da kendini göstermiş olan kilise kozmopolitalizmin den, ortaçağın sonlarında uluslar kimliklerini ortaya koyarak sıyrılmışlardır. Kısaca belirtmek gerekirse, bütün dünya kendi kimliğinin çevresinde dönmemiş olur, ister istemez başka kimlikler karşısında da saygılı olmak zorundadır. Sonuç olarak insanlık, binlerce yıl öncesinden beslediği bir ideali, asıl kurtuluş diye gördüğü bir düzeni yaşama geçirmeye bugün de terk etmiş değil. Aklın, bilimin, emeğin başköşeye oturtulduğu bir dünya, eşitliğin, kardeşliğin sömürüsüz ve barışçı dünyası.
|
|||
|
04-13-2007, 12:12 AM
Post: #2
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
İnsanlar ve Sorunlar : Yöneticilerin çalışma hayatlarında karşılaştıkları sorunların dışında insanlar gelir. İnsan unsurunu bir şekilde ele almak, başarılı çözümler bulmak yöneticiler için zorunludur. Yöneticiler sorunları çözerlerken başarılı çözümler bulamazlar ise işlerinde başarılı olamazlar başarılı olmak için sistematik bir yöntem kullanıp gerekli becerileri alıştırma yaparak kullanmaları gerekir. Becerileri teker teker pratiğe geçirmek için bir planın yapılması gereği unutulmamalıdır. 2. DAADİ Modeli : Daadi Modeli sorun çözme tekniklerinin temel modelidir. Sorunları etkili bir şekilde çözmek için önerilen en iyi model Daadi Modelidir. Daadi Modeli ile sorunları çözerken belirli aşamalardan geçilmesi gerekir. Bu aşamalar şunlardır ” Dinleme, Araştırma, Amaç Saptama, Destekleme, İzleme “ Daadi modeli Denilmesinin amacı aşamalarının baş harflerinden gelmektedir. Daadi sistematik olma ve geri besleme kriterlerini karşılamaktadır. Model araştırma aşaması sayesinde yöneticiye büyük bir özgürlük tanır. Ve sonrada ortaya çıkabilecek ikincil sorunlarında gerektiği gibi ele alınmasına olanak sağlar. Neden yönetici dinleme sorunlu olan kişinin olaya bakış açısını görebilmek için onu iyi dinlemesi gerekir. İyi dinleme yöneticinin sorunu mümkün olduğunca karşısındaki kişinin bakış açısından anlaması demektir. Sorunlu olan kişi böyle yaptığınızı anladığı zaman alacağı yardımın karşılıklı anlayış temeline dayandığını bilir ve böylece yönetici psikolojik düzeyde araştırma aşamasında başarıya ulaşmış olur. Dinleme Becerileri : Dinlemenin yönetici açısından ne derece önemli olduğundan bahsetmiştik. Dinleyici (Yönetici), sorunu dinlerken dikkat etmesi gereken konular vardır. Dinleyici konuşanın kendini baskı altında hissetmeden, rahatça ifade etmesini sağlayacak şekilde sessiz kalmalıdır. Dinleyici karşısındaki kişinin söylediklerini ve duygularını anladığını belirtmek için sözlerini ara sıra özetlemelidir. - Dinlemenin en önemli parçalarından biriside sözel olmayan iletişimdir. Yönetici bukonudaki becerilerinide geliştirmelidir. Neden Araştırma : Daadi Modeli sorun çözmek için önerilen en iyi modeldir demiştik. Neden araştırma da bu modelin aşamalarından birisidir. Bu aşamanın amacı ; istenilen değişikliğin gerçekleşmesini sağlayacak amaçlar saptamak üzere sorunun özünü ortaya çıkarmak için durumu incelemektir. Bu aşamada yönetici sorunu olan kişinin durum hakkındaki durum ve davranışları tam olarak anlamasına yarar. Temel Araştırma Becerileri : Araştırma, sürece temel oluşturan altı temel becerinin kullanılmasını gerektirir.Bunlar : Anlayışı geliştirip açıklığa kavuşturacak yaratıcı sorular. Konuşan kişinin bahsettiği derin anlamları yansıtan yorumlayıcı özetler. Mevcut durumda önem taşıyan duyguların araştırılması. Sorunu olan kişiye kendini somut olarak ifade etmesi için yardımcı olmanın yolları. Seçilmesi mümkün eylem çizgilerinin sonuçlarının test edilmesi. Konuyla ilgili enformasyonun verilmesidir. Başka Araştırma Becerileri : Araştırma aşamasında kullanılan becerilerle ilgili birkaç yöntemin, sorunun önemli noktalarını saptamakta yararlı olduğu görülmüştür. - Kalıplar : Ele alınan durumlar yada bunlarla geçmişte yaşanan bazı olaylar arasındaortak bir yön bulunduğu, tarafların dikkatini çeker. Bunun araştırılması, sorunun ortaya çıkmasında bir davranış kalıbının rol oynadığını gösterir. - Varsayımlar : Sorunu olan kişiler hepimiz gibi, yaşam hakkında genel olarak insanlar hakkında ve tek tek kişiler hakkında varsayımlar yaparlar. Bu varsayımların yanı sıra başvuru çerçevesi, tutarsızlıklar, anlamlı unutkanlıklar, anlamlı değinmeler, birden fazla görüşmeler ve pratikte başka araştırma becerilerinin içerisinde yer almıştır. Araştırma Sentez : Araştırma aşaması ilerledikçe konuyla ilgili olgular saptanır ve incelenir. Araştırma aşamasının yapısı hipotez oluşturma süresi etrafında kuruludur. Bu arada tarafların sorun üzerinde bir ekip olarak çalıştıkları işbirliği ortamı kurması gerekir. AMAÇ : bir suçlu bulmak değil sorunu çözmektir. Amaç Saptamanın İlkeleri : İyi dinleme ve iyi araştırma, bazı yöneticilerin kolay kazanamayacağı ve çoğu ustalaşmak için sürekli pratik gerektiren bir dizi beceri gerektirir. Şunu da unutmamak gerekir. Daadi süreci bir bütündür. Bir örnek vermek gerekirse “ bir zincir, en zayıf halkası kadar kuvvetlidir “ sözü burada en zayıf halkası genellikle amaçların saptanmasıdır. Amaçların saptanması kolay gözüktüğü için bu iş kötü yapılır. Fakat kolay gözüktüğü kadar kolay olmasına karşın bir o kadar da karmaşıktır. İşeyarar Amaçlar Seçmek : İşe yarar amaçlar seçmek konusunda en önemli husus somut amaçları belirlemektir. Somut amaçlarda kendi arasında somut alt amaçlara ayrılır. Burada sorunun çözülmesi için hangi amaçlar yada alt amaçlar seçilmiş olursa olsun, bunların SGGD kriterine uyması gerekir. Bu testi geçemeyen amaçlar ya değiştirilmeli yada bir tarafa bırakılmalıdır. Seçilen amaçlar somut olmalı, gerçekçi olmalı gözlenebilir ve değerli olmalıdır. İşe yarar amaç seçerken seçilen amaç bu özellikleri taşımalıdır. Amaçlar ve Ödüller : İnsanlar yapmış oldukları iş karşısında elde edecekleri yararın büyüklüğüne uygun bir biçimde hareket ederler. Yani elde etmeği umdukları yararın büyüklüğüne göre davranırlar. Burada yararlar arasında uygun bir denge oluşmasını sağlayacak amaç ve alt amaçlar formüle ederken kullanılabilir ve bu da amacın gerçekleşmesine yardımcı olur. Destekleme : Destekleme sorun çözme tekniklerinin temel modeli olan Daadi modelinin dördüncü aşamasıdır. Sorun çoğu zaman dinleme aşamasında iken karışık ve duygusal bir tartı ortaya konmuştur. Araştırma aşamasında ise sorunu çözümlemek, neyin değişmesi gerektiğini saptamak olanaklı hale gelmiştir. Ama bu değişikliğin gerçekleştirmek amaç saptanmadıkça ve sorunu olan kişi bu amaçlara ulaşmaya hazır olmadıkça hangi değişikliğin yapılması gerektiğini saptanması işi basit bir düzeyde kalır. İşte bu AMAÇ SAPTAMA AŞAMASI’ nın görevidir. Ama amaçları gerçekleştirmeye başlamadan önce bir başka aşamaya geçilmesi gerekir. Bu aşamanın gerekli olduğu yöneticiyle sorunlu olan kişinin açıkça göremediği durumlarda yardımcı tabloları çok yararlıdır. Bu tablolar yardımı ile amaç DESTEKLENİR. Yönetici destekleme aşamasında ; açıklama, gösterme, deneme ve eleştiriden oluşturulan bu çerçeveyi unutmaması gerekir. İZLEME : İzleme aşamasında yönetici saptanan amaç ve alt amaçlara ulaşma çabalarını gözler. Burada yapılmasına karar verilen şeylerin yerine getirilip getirilmediği ve bunların işe yarayıp yaramadığı araştırılır. Gördüğü başarılar onaylayarak ödüllendirilir, stratejinin adım adım gerçekleşmesinin gözetim ve başarısızlık durumlarında süreci çözümleyip gerekli önlemleri alır. Bu amacın gerçekleşmemesinin çeşitli nedenleri olabilir. Bu nedenlerin kimisi iyi kimisi de kötüdür. Amaca ulaşmamasının yedi nedeni vardır ve bu nedenler bu bölümde yer almıştır. Gerekenlerin yapılması için fırsat çıkmamıştır. Amaç kötü seçildiği için ulaşılması olanaksızdır. Strateji kötü seçilmiştir ve adımlar fazla büyüktür. Sorunu olan kişinin daha fazla desteğe gereksinimi vardır. Durumu değişmiş ve sorunu ortadan kalkmıştır. Sorunu olan kişi değişmiş ve sorun ortadan kalkmıştır. Sorunu olan kişinin motivasyonu yada özgüveni yeterli değildir. DAADİ : Yönetim için bir araç Daadi çeşitli yöntem becerilerini içeren düzenli bir süreçtir. Bu nedenle sorun çözmenin yanı sıra değişik alanlarda da kolaylıkla kullanılabilir. Daadinin başka alanlarda kullanılmasına örnek vermek gerekirse Daadi becerilerinin günlük yöntem etkinliklerinde kullanılması Şefinizle ilişkilerinizde kullanılması Küçük gruplarda kullanılması
|
|||
|
04-13-2007, 12:14 AM
Post: #3
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
Bilbo, Shire’li bir hobbittir. Gollum’dan Ali yüzüğü saflıkla almıştır. Bu yüzüğü takan kişi görünmez olur ve bazı güçler elde etmiş olur. Bilbo yaşlanınca yüzüğü varisi Frodo’ya bırakır. Fakat doğuda Mordor’da bu yüzüğe sahip olmak isteyen Karanlığın Efendisi güçlenmektedir. Karanlık yavaş yavaş etrafa yayılmaktadır. Yüzüğün bulunduğunu öğrenince Kara Süvarilerini yüzüğü getirmeleri için Frodo’ya gönderir. Gandalf bir alimdir. Frodo’ya yüzüğü Hüküm Dağı’ndaki Cehennem Çukuruna atması ve onu yok etmesi gerektiğini söyler ve yardımcı olarak yanına bahçıvan Sam’i verir. Fakat arkadaşları Merry ve Pippin de onlarla doğuya doğru yola koyulur. Yaşlı ormandan geçerler, fakat ağaçlar onlara geçit vermezler ve bir ağaç Merry’yi köküne çeker. Bu sırada Tom Bolbadil onlara yardım eder. Kadim zamanlardan beri yaşayan bu adam onları ormandan çıkarır. Höyük yaylalarından geçerken höyüklü bir kişinin kendilerini öldüreceği bir sırada Tom Bolbadil’i gene yardıma çağırırlar ve gene kurtulurlar. Bree’ye gelirler ve Sıçrayan Midilli hanında Frodo gösteri yaparken yanlışlıkla yüzüğü takar ve görünmez olur. Bunu gören Yolgezer kalabalıkta yüzüğü takmasının çok yanlış olduğunu ve onlarla birlikte geleceğini söyler. Gandalf’ın önceden bıraktığı not üzerine Yolgezer’e güvenirler ve birlikte yola devam ederler. Kara Süvariler Frodo’yu Fırtına Tepesi’nde omzundan bıçaklarlar. Yarmavadi’de Elrond’un evinde yarası tedavi edilir, fakat yara asla tam iyileşmeyecektir. Frodo Elrond’un evinde, bir yıl önce Shire’i terk eden Bilbo’yla karşılaşır. Gandalf da Saruman denilen ve alimlerin başı olan, fakat sonradan Karanlıklar Efendisi’nin hakimiyetine giren kişi tarafından hapsedilmiş ve ancak kaçabilmiş olduğu için Frodo’ya yardım edememiştir. Fakat artık birliktedirler. Elrond’un evinde divan toplanır ve divan yüzüğün yok edilmesine karar verir. Frodo’yla Sam, Pippin, Merr, cüce Gimli, Elf Legolas, insan Boromir, Yolgezer ve Gandalf yola çıkar. Khazad-Düm Köprüsünden geçerken düşmanı durdurmaya çalışan Gandalf köprüden düşer; gurup onun öldüğüne kanaat getirir ve yollarına devam etmeleri gerektiği için Yolgezer’in kılavuzluğunda ilerlerler. Lothlorien’e yani Elflerin zarif ülkelerine giderler. Ormanda Kraliçe Galadriel ve Kral Celeborn, onlara yardımcı olurlar. Ayrılırken Galadriel hepsine armağan verir. Ulu Nehri Elflerin verdiği hafif kayıklarla aşarlar. Mola verdiklerinde Boromir yalnızken Frodo’dan zorla yüzüğü almaya çalışır. Frodo kaçar ve ondan kurtulur. Onu bulan Sam’le, gruptan diğerlerine söylemeden Mordor’a doğru devam eder. Diğerlerinin hayatlarının tehlikeye girmesini istememektedir. Frodo ayrıldığında grup Orkların saldırısına uğrar. Boromir Pippin ile Merry’i korurken ölür. Orklar iki hobbiti esir alır. Gimli, Legolas ve Yolgezer, iki hobbiti kurtarmak için iz sürmeye başlarlar. Böylece Yüzük Kardeşliği dağılır.
|
|||
|
04-13-2007, 12:15 AM
Post: #4
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
Boromir’in cesedini kayığa koyarak nehirde açılmasını sağlayan Gimli, Legolas ve Yolgezer esir iki hobbiti kurtarmak için orkların izini sürerler. Yolda Rohan Süvarileriyle karşılaşırlar. Komutan ve vekilharç Faramir, Boromir’in kardeşidir. İzinsiz Rohan topraklarına girmelerine rağmen üç yoldaşa arkadaşlarını bulduktan sonra dönmeleri için izin verir. Pippin ve Merry orklar tarafından bin bir zorlukla yürütülürler. Sonunda iki arkadaş Rohanlıların Orkları istilası sırasında kaçarak Ent ormanına girerler. Orada ağaçlara benzeyen Entler yaşamaktadır. Onların en yaşlısı Ağaçsakal iki hobbiti bulur. İki hobbit ona dünyada olan kötülüklerden ve Saruman’ın ihanetinden bahsederler. Bunun üzerine Entler bir meclis toplayarak Saruman’ın üzerine gitmeye karar verirler. Gimli, Legolas ve Aragorn Gandalf’ı tekrar bulurlar. Gandalf artık daha irfanlı ve beyazlar içerisindedir. Hep birlikte Rohan kralı Theoden’in yanına giderler. Kral, danışmanı Solucandil’in sözleriyle büyülenmiş; güçsüz ve korkak olmuştur. Solucandil’e bu şekilde davranması için Saruman emir vermiştir. Gandalf, Solucandil’i kovar ve kralın yüreklenmesini sağlar. Kralın ordusu Miğfer Dibi’ndeki Orkları temizler. Entlerin ağaçları da gizli bir güç olarak onlara yardım ederler. İsengard’a Saruman’ın üzerine giden Roharrimler, Orthanc kalesi dışında heryerin Entler tarafından yıkıldığını görürler. Orthanç çok güçlüdür ve Saruman ile Solucandil oraya saklanırlar. Yol arkadaşları Orthanc’a girerek Saruman’ın yanına giderler. Saruman’ın sesi büyülüdür. Gandalf onları önceden bu konuda uyardığı için sesi artık etkisiz gibi olur. Gandalf Saruman’ın güçsüzleştiğini gösterir. Saruman onlara bir küre fırlatır. Küreyi Pippin yakalar; Gandalf bu küreyi ondan alır ve hiçbir açıklama yapmaz. Bunun ne olduğunu merak eden Pippin gizlice küreye bakar ve çığlık atarak bayılır. Bu palantirdir ve Karanlıkların Efendisi bu küre aracılığıyla Pippin’i sorgular. Frodo ve Sam, kendilerini yol boyunca takip eden Gallum’u yakalarlar. Kıymetlisi yani yüzük üzerine yemin edince onu rehber olarak kullanırlar. Ölü Bataklık’tan geçerken Frodo’nun yükü artar. Kara kapının önüne gelirler. Fakat birçok Ork ve insan tarafından korunan bu kapıdan giremezler. Kendilerine tavşan bulan Gallum’un itirazlarına rağmen Sam ateş yakar ve yahni yapar. Bu ateşi Faramir’in adamları görür. Sam ve Frodo’yu Faramir sorguya çeker. Boromir hakkında sorular sorar ve yüzük yüzünden öldüğünü anlar. Tekrar yola koyulan Frodo’yu Gallum Batı’daki pencereye götürür ve merdivenlerden çıkarlar. Gallum eski dostu örümcek Shelob ile anlaşır ve hobbitleri yemesine karşılık olarak o da yüzüğü almaya karar verir. Gallum Sam’e, Shelob Frodo’ya saldırır. Sam Gallum’u hakeder ve örümcek tarafından zehirlenen beyine yardım etmeye çalışır. Shelob’u yaralar, fakat geç kalmıştır. Ölen beyinin üzerinden yüzüğü ve kılıcı alır; görevi bitirmeye karar verir. Fakat beyini bulan Orkların konuşmasından onun ölü değil baygın olduğunu öğrenir ve onları takip eder.
|
|||
|
04-13-2007, 12:16 AM
Post: #5
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
Gandalf, Pippin’i alarak Gondor’a gider. Gondor kralı, Boromir’in babasıdır. Kral Denethor Pippin’e oğlu hakkında sorular sorar ve Pippin’i silahtarı olarak alır. Aragorn, Gondor’a kral olacak, İsildur’un soyundan gelen kişi olduğu için ülkesine giderken ölülerin yolunu seçer ve Gondor’a, geçerken çok az kişinin kurtulduğu bu yoldan gider. Karanlık daha da yayılmış ve güçlenmiştir. Roharrimler’de Gordor’a yardıma giderler. Merry’de Rohan kralının silahşörü olur. Orklar tarafından kuşatılan Gondor’un yardımına öncelikle Roharrimler yetişir; sonra Aragorn gelir. Düşman püskürtülür. Faramir ve kral Theoden’in kızı saydığı ve savaş meydanına gizlice giden Eoweyn yaralanır. Kral Theoden savaş meydanında ölür. Eoweyn Kara Süvarilerin liderini öldürürken yaralanmıştır; bu sırada Kara Süvariye arkadan kılıcını batıran Pippin’de yaralanır. Aragorn onları krallara özgü bir güçle iyileştirir. Kral Denethor umutsuzluğa kapılarak kendini yakar. Son bir müzakere yapılarak Mordor üzerine ordu yürütülmesine ve Karanlıklar Efendisinin dikkatini Frodo’ya vermesini engellemek için ordunun hemen ilerlemesine karar verilir. Kara kapıya ilerleyen ordu orklarla çarpışmaya başlar. Sam, birbirine girip kendi yoldaşlarını öldüren Orkların arasından Frodo’yu kurtarır. Gölge diyarında ilerlerler ve Hüküm Dağı’na varırlar. Yüzük yapıldığı kötü diyarlara yaklaştıkça daha da ağırlaşarak Frodo’yu yürüyemez hale getirir. Tam Hüküm Dağı’na vardıklarında Gallum onlara yetişir. Sam onu öldüreceği sırada serbest bırakır. Cehennem Çukuru’na yüzüğü atacakken, yüzüğün etkisi altına giren Frodo, yüzükte hak iddia eder ve yüzüğü takar. Bu sırada Gallum Frodo’yla kavgaya başlar. Frodo’nun parmağını ısırarak onu görünür kılar, fakat yüzükle birlikte ateşe düşerek yok olur. Yüzüğün yok olmasıyla Kara Kule yok ve zafer kazanılmış olur. Aragorn’u seven, fakat sevgisine karşılık bulamayan Eowyn Faramir’le tanışır. Birbirlerine aşık olur ve evlenmeye karar verirler. Faramir İthilien Prensi olur. Aragorn da yıllardır sevdiği, fakat krallığını eline almadan evlenemeyeceği Elf Elrond’un kızı asil Arwen’le evlenir. Frodo, üç hobbitle Shire’a döndüğünde ülkesinde karışıklıklar vardır. Eşkıyalar Ortanctan kaçıp gelen Saruman’ın emri altında Hobbitköy’ü altüst etmişlerdi. Dört hobbit bütün köylüyü ayaklandırarak Shire’ı eşkıyalardan temizlerler. Frodo’nun yaraları sürekli ağrımaktadır. Üçüncü dünyanın üçüncü çağının Karanlıkların Efendisinin ölümüyle bitmesi üzerine elflerden Galadriel, Celeborn, Elrond ile Bilbo, Frodo’yu alarak deniz yoluyla üçüncü dünyadan giderler. Sam evlenir, çocukları olur. Defalarca belediye başkanı olur. Pippin ve Merry önemli görevlerde bulunurlar. Legolas ve Gimli denize gider. Gandalf da Frodo’yla gider. Aragorn Gondor Kralı olur.
|
|||
|
04-13-2007, 12:17 AM
Post: #6
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
KİTABIN ÖZETİ : Goethe, daha on altı yaşındayken, kız kardeşi Cornellia şöyle önerir. “Karşındakiyle konuşuyormuş gibi yaz, o zaman güzel mektup yazarsın ” Bütün bu mektuplarda; şairin varlığındaki çelişkilerle, tek ruh içinde Mephisto, Faust, İphigenie ve Romalı Sevgiliyi bir arada barındıran büyük ozanı dinlerken kendi kendisi ile yapmış ve başarmış olduğu ruh savaşlarını kimi zaman zayıf yönünü ,kimi zaman bencil davranışını, doğrularının yanında yanlışlarını da görüp öğreniyoruz. İnsan kişiliğinin gelişmesi ile ilgili düşüncelerini bu mektuplarda şöyle açıklıyor; “İnsanlar da hayvanlar gibi bilgilerini organları aracılığı ile edinirler. Şu farkla ki, insanların, organlarını yeni baştan bilgilendirme avantajları vardır. Her işlev, dolayısıyla her başarı için, kişide, doğuşta gerekli yetenek varsa, bu onu, bilinç altından sonuca doğru iteler, ama bu arada, onu gayesinden amacından uzaklaştırması da olasıdır. Kişi, kendisinde, her hangi bir el işine ya da sanata karşı yaratılışında gizli olup ta düzgün bir bakımla artacak bir yeteneğin varlığını ne kadar erken anlarsa, o kadar mutludur. Dışta aldığı hiçbir etki, dünyaya beraberinde getirdiği kişilik ayrıcalıklarını bozamaz. En büyük deha odur ki, her şeyi kendisinde toplanmasını, kendine mal etmesini bilir ve bu verileri toplarken, öz yaratılışından, karakter dediğimiz özel kişiliğinden fedakarlıktan bulunmak şöyle dursun, tam tersine kişiliğini yüceltir ve onu daha etkin kılar.” Bu arada, bilinç ile bilinçaltı arasında kendiliğinden çeşitli ilişkiler kurulur. Bilinç ve bilinçaltının ilişkisi mektup ile zarfın ilişkisi gibi birbirlerini tamamlar. İnsanların organları, yinelemelerle edindiği bilgiler, düşünce ve araştırmalarla, başarı, başarısızlık ve yeniden düşünce ve araştırmalarla özgür bir çalışma içinde biz bilincine varmadan sonrada elde edileni, doğuşta var olanlarla öylesine birleştirir ve ortaya öyle bir bütün çıkarır ki bunun karşısında şaşmamak elde değil. Goethe; öğrencilik yılları sırasında rahatsızlanıp baba ocağında kendine geldikten sonra Strausburg’a geçmiştir. Burada edindiği dostlar onun ruh ve düşünce dünyasında yapıcı rol oynar, bu dönemin aşk objesi ve ilham kaynağı Fredelike Brion adlı bir rahip kızıdır. 1772 yılında Wetzlar’a hukuk stajını yapmak üzere gittiğinde arkadaşı Kestner ‘in nişanlısına ölesiye aşık olur. Bu aşk nedeniyle ozan, kalbi ve kafasının kavgasından doğan huzursuzluk içinde aylar geçirir. Sevgi, kararsızlık sevinç ve acı duyguları arasında bocalamaktadır, Bu duygu ve ahlak çatışması biçiminde yaşadığı bu ilişkiyi bitirmek için bir gece ansızın kimseye haber vermeden kaçar. Aşık olduğu kıza söyleyemediklerini “Mutsuz Aşık Albert” adlı yapıtını yazarak dile getirir. Şair 1775 yılında Wetzlar’a gelir. Wetzlar’da özel elçilik müşaviri sıfatıyla göreve başlar. Goethe burada iyi bir kültür çevresi bulmuştur. Wetzlar yılların aşk objesi Faw Van Sten’dir. Ölçülüğü ve akıl irade ilkeleri ile biçimlediği davranışları soğuk güzelliği Şair de sürekli bir etki uyandırmış, hatta ona karşı duyduğu sevgi ve saygıdan olağanüstü bir şeyler aramıştır. Frau Von Stein’in Goethe üzerindeki etkisi, gençlik heyecanlarının coşkulu havasından sıyrılma ve akıllanmasıdır. Şair mektuplarında ruh dünyasındaki bu dönüşümü kendisinin de fark ettiğini belirtmektedir. 1786-88 yılları şairin hayatında kendi deyişiyle kültürün asıl üniversite yıllarıdır. Bu süre içerisinde İtalya’dadır. Wetzlar’da bunaldığını Frau Von Stein’a olan platonik ilişkisinden sıkılan Goethe sessizce Roma’ya gider. Burada yeni bir dünya keşfeden Goethe antik kültürünün sanat eserlerini yerinde görüp o sanatın büyüklüğündeki sırrı araştırmaya başlar. Bu seyahat yazarın hayatı ve yaratıcılığında bir dönüm noktasıdır. Bu seyahat sonunda “İtalya Gezisi” adlı eserini kaleme alır. Bu eseri okuyan arkadaşı Boıeseree Goethe’ye yazdığı mektubunda şunları yazıyordu:”İtalya gezisini okudum; bir daha, bir daha okudum , yinede onu okumaya doyamadım. Bu sayfalardan fışkıran canlı yaşam beni heyecanla coşturdu. Bu güzel ülkenin, o harika yapıtlarını sanki fethe çıkmışsınız ; güzellikler içinde en gerçeği, en doğruyu bulmak için saldırıya geçmişsiniz; okuyucuyu da beraberinizde sürüklüyorsunuz. Kişi kendini yanınızda sanıyor.” İtalya dönüşü Goethe, Wetzlar’da eski dostları tarafından soğuk karşılanır. Frau Von Stein onun habersiz ayrılışını affetmemiştir. Mutlu olduğu bir ülkeden geri dönmek zorunda kaldığı için teselli etmelerini beklediği yakınlarının bu ilgisizliği yüzünden yeni dostluklar aramak zorunda kalır. Jena üniversitesi profesörleri ve bu arada Schiller’le yakınlaşma olur. Tabiatları ve sanat anlayışlarıyla birbirlerini tamamlayan bu iki büyük şair, birbirlerinin hem büyüklüğünü, hem de zıtlığını anlamaktan doğan bir sevgi nefret karışımıyla birbirine bağlıdır. Sürekli aralarında verimli tartışmalar, ilginç yazışmalar olur. Şiir konusu üzerinde dururlar: Antik devri kendilerine örnek alan yeni bir klasik çağ yaratmak; epik şiiri dramatik şiirden kesinlikle ayırmak gerektiğini vurgularlar. Bu fikir alışverişi ikisi için de son derece yararlı olmuştur. Goethe’nin evliliği de bu döneme rastlar. Şehrin küçük burjuva ailelerinden Cristiana Valpıus’la evlenir. Cristiana Valpıus, Weimer sosyetesinin eleştirici bakışlarını sürekli olarak üzerinde hisseder. Yemesine içmesine düşkün, neşeli, okumayla yazmayla ilgisi olmayan Valpıus, Goethe’ye adeta düşünce ve kültürün zıt kutbu olarak dengeleyici, dinlendirici bir arkadaştır. Yazar, kendisine Dük Karl August’un armağan ettiği konağında, kalan ömrünün sonuna kadar yoğun ve verimli çalışmalar yapar. En önemli yapıtı olan “FAUST” ‘u ömrünün son günlerinde bu evde tamamlar.
|
|||
|
04-13-2007, 12:20 AM
Post: #7
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
KİTABIN ÖZETİ: ZAMANI İYİ DEĞERLENDİRME İslam’ın prensiplerini hayata hakim kılan müslüman, zamanı algılama ve onu kullanma konusunda ne Doğulu ne de Batılıdır. Cahil bir insan, günlük boş yere harcanan saatlerden sadece bir tanesinden faydalanmasını bilse, on yıldan az bir zaman zarfında pek çok şey bilen bir insan haline gelebilir. Zamanın yanlış ve verimsiz kullanılmasından ortaya çıkan hastalıklar bedeni hastalıklardan daha tehlikelidir. İnsanın hem dünya hem ahiret hayatını sıkıntıya sokacak dert ve hastalıklara yol açar. *Zamanlı hareket etmeyi bilmenin ve bunu uygulayabilmenin önemli bir yolu eski alışkanlıklarımızı unutmak; bunun için de eski alışkanlıklarımızın tam zıtlarını hayatımızda uygulamaktır. *Bir işte başarılı olmanın üç basamağı: 1-Motivasyon, 2-İrade gücü, 3-Belirlenen faaliyetlerin gerektirdiği özelliklerin bütününe sahip olacak egemenliğin kazanılması *Zaman ustası, kendisine, çalışma hayatına, evine, kültüre ve biyolojik ihtiyaçlarının teminine ayırdığı zaman birimleri arasında dengeyi kurabilen ve hepsini yapabilen kişidir. *Hedeflerimizi başkaları değil, kendimiz belirlemeliyiz. *İnsanın, önce davranış ve alışkanlıklarını değiştirebileceğine inanması gerekir. *Zamana hakim olabilmek için önce, insanın kendi düşüncelerine ve iradesine hakim olması ve kendi kendini yönetebilmesi lazımdır. *‘Ne düşündüğünü söylersen sana kim olduğunu söyleyebilirim’. Zira insan ne düşünürse, sonunda o olur. Çünkü, herşey düşüncede, hayallerde ve rüyalarda başlar sonra gerçek olur. *İnsan, verdiği ölçüde, hayattan geri alır. Siz zamanınızı verimli kullanma konusunda ona zaman ayırdığınız ölçüde onun meyvesini toplarsınız. *İnsan, hayatının her anından hesap vereceğini unutmamalıdır. *Alelade bir insan zamanını nasıl sarfedeceğini düşünür, akıllı insan nasıl tasarruf edeceğini... *Vakit kılıçtır. Sen onu kesmezsen o seni keser. *Kaybedilen bir saniyeyi dünyanın bütün hazineleri bile geri getiremez. *Benim görevim zamanı, onun görevi beni öldürmektir. İki katil birbirinden çok hoşlanır. *Zaman, ondan faydalanılabilecek kadar uzundur. Yeter ki bunun ölçüsünü bulalım ve çalışalım. *İslam dünyasında yetişmiş birçok alimin zaman konusundaki sözleri, *Akıllı ve tedbirli kimseler, yarına ulaşamayacağı düşüncesiyle, içinde bulundukları anı en iyi değerlendiren, bu yolda gayret sarf edenlerdir. İNSANİ MÜNASEBETLERDE SAĞLIKLI VE DOĞRU İLETİŞİM *İnsan kurduğu iletişimlerin ışığında kendini yeniden tanımlar. *İnsanlar arası münasebetlerde kurulan iletişim veya diyalogun biri muhteva diğeri de ilişki derecesi olmak üzere iki seviyesi vardır. İlişki derecesi muhtevanın çerçevesini oluşturur. *İnsanlar her gün kurdukları yüzlerce münasebetler içerisinde kendi benliklerini tanımlarlar. Bu tanımlamaları ya kabullenme, ya reddetme ya da umursamama şeklinde olur. *İnsanlarla diyalog kurarken bedenin duruşu, el ve yüz hareketleri çok önemli mesajlar ihtiva eder. İnsan vücudunun en dikkati çeken yeri, yüzü ve gözleridir. *Gözün kendisi başlı başına bir mesaj kaynağıdır. *El-kol hareketleri olarak jestler duyguların en güzel belirtileridir. *Dokunma hissi bir insan için yeme içme kadar önemlidir. *Sosyal ilişkilerimize de giysilerimiz önemli mesajlar taşır. *İletişimde önemli olan bir nokta da söyleyiş tarzıdır. *Sosyal münasebetlerin gerçekleştiği ortamın fiziki özellikleri de önemlidir. Örneğin bulunulan yerin fiziki konumu ve özellikleri, büyüklüğü, biçimi, rengi, aydınlatma derecesi, ısısı, sessizliği o mekanda vuku bulan iletişimi etkiler. Bazıları bunun farkında olmasa da kendileri bunlardan etkilenirler. *İletişim ortamının önemli bir elementi olarak kültür de iletişimi etkiler. *Psikolojik gürültüyü kişinin o mesele hakkındaki inançları, ön kabullenmeleri ve o an için sahip olduğu hissiyat oluşturabilir. *Sağlıklı bir iletişimin gerçekleşmesi, alınan ve verilen mesajların ne derecede algılanabildiğine bağlıdır. *Bu karmaşık kompleks işlemlerin ürünü olan iletişim, meselelerimizi çözdüğü kadar yeni problemlerde ortaya çıkarır. Bu ortaya çıkan problemler, ancak insanlar arasındaki anlayış, yorumlayış ve duyup hissediş farkının tabii ve kaçınılmaz olduğunu kabullenmeden doğan bir hoşgörü ve müsamaha atmosferinde büyük ölçüde çözülebilir. *İletişim ve algılama insanın kendini tanımlamasına ve tanımasına yardım eder. *İnsanın kendini ortaya koyduğu üç tane penceresi vardır. Bunlardan biri kendine ait tanıma penceresi, diğer ikisi de sosyal hayattaki görülme ve görünme pencereleridir. *İnsanlar, kendilerini değerlendirme durumunda olan kimselere karşı (öğretmen, patron, müfettiş, imam vb.) maskelerini çok daha sık kullanırlar. *Sosyal maskeler bizim başkaları tarafından kabul edilmemizi kolaylaştırdığı gibi, en azından reddedilme ihtimalini de azaltır. *Sosyal maskelerimizi kullanarak yaptığımız iletişimlerdeki temel anlayış şudur: ‘Sana nasıl bir kişi olduğumu, ne düşündüğümü, neler hissettiğimi olduğu gibi söylersem beni ya kabul etmez, benimle alay eder veya bana kızarsın’. *Sosyal maskeleri kullanmamızın bir sebebi, insanın gelişigüzel herkese kendi iç dünyasını açmasının doğru ve sağlıklı bir davranış biçimi olmamasıdır. Dolayısıyla sosyal maskeler, insanlar arası diyaloğu kolaylaştırıcı, gereksiz sürtüşmeleri ortadan kaldırıcı önemli bir fonksiyon görürler. *Sosyal maskeler kullanma ihtiyacı ayrıca kişiliğimiz ve benlik şuurumuz tehdid edildiğinde ortaya çıkar. *Psikolojik savunma mekanizmaları: 1-Mantıklı gösterme 2-Telafi 3-Tepki oluşturma 4-Yansıtma 5-Özdeşim 6-Hayal kurma 7-Bastırma 8-Hissi soğukluk 9-Yer değiştirme 10-Karşı Saldırı Sağlıklı iletişim, sosyal münasebetlerin ve davranışların olgunlaşmasıyla mümkündür. *İnsanlar arası münasebetlerin tatmin edici bir çizgide gelişmesini engelleyen en önemli faktör, savunuculuktur. *İlmin temelini ‘anlamak’ın oluşturduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. *Başarılı bir iletişim için, anlayabilmek için konuşulanları dinlemek gerekir. *İnsanlar diyalog kurdukları kimselerle aralarında çıkan sürtüşmelerin yıkıcı tutum ve davranışlara yol açmaması için değişik davranışlara girerler. Bazıları 1-Kaçınmak, 2-Hasır altı etmek, 3-Suçlu hissettirmek, 4-Konuyu değiştirmek, 5-Eleştirmek, 6-Akıl okuyuculuk, 7-Tuzak kurmak, 8-İma etmek, 9-Bardağı taşırmak, 10-Tedirgin etmek, 11-Şakaya boğmak, 12-Yaraya dokunmak, 13-Değişmeye izin vermemek, 14-Yoksun bırakmak, 15-Yardımı esirgemek. *Maddi ihtiyaçlarını üretemeyip sadece satın almak ona sahip olan insanlarda onları üreten toplumun kültür değerlerini benimsemeye başlar. *Bir yabancı kültürü anlayıp değerlendirebilmek için ve diğer kültürlerden olan insanlarla doğru ve sağlıklı bir iletişim kurabilmek için: Dil, din, tarih, coğrafya, iklim, fiziki şartlar, refah seviyesi, hükümet problemleri, insanların tutum ve davranışları, dış tesirlerin mahiyeti gibi faktörler dikkate alınmalıdır. *Bütün sosyal hadiseler, kültürel yapı içinde analiz edilip değerlendirilmeli ve insani münasebetlerimiz de ona göre düzenlenmelidir. BAŞARIYA GİDEN YOL *Sevgililer gibi kaynaşıp bütünleşin ama, iş ve muamelelerinizde yabancı olma esasına göre davranın, *Tecrübe, aklın hocası, düşüncenin de rehberidir. *Çocuklarınızı bir sonraki çağa göre yetiştiriniz. *Üç ayrı düşünme kabiliyeti: 1-Analitik düşünebilmek. 2-Sentez yönünde heptenci düşünebilmek. 3-Değerlendirip önemini ve değerini hesaplayabilmek. *Karar vermede önsezimize güvenmek. *Karar verirken alternatifleri zenginleştirmeliyiz. *Karar vermede yenilik ve orijinalliğe önem vermeliyiz. *Mucidlikte, yeni fikir ve şeylerin üretiminde kaliteyi, iyilik, doğruluk ve güzellik parametreleri belirler. *Eğer biz karar verme özellikleri olan bir işte çalışmazsak, zihnimiz sağlığını kaybedebilir. *Cehalet karanlığı, insanın, okumayı, öğrenmeyi, düşünmeyi, bıraktığı andan itibaren sarmaya başlar. *Akılcı ve doğru karar verme, daima faydaya karşı zararı dengelemeyi, maliyet ve fayda analizi yapmayı gerektirir. *İnsan hayatı, fayda ve riskleri dengeleyen birçok faktörün tesirleriyle şekillenir. *Konu hakkında sahip olduğumuz tecrübe ve bilgi birikimimiz, farklı risklere karşı farklı tepkiler göstermemizi sağlar. *Sonuçları oyunun kuralına göre değerlendirme, karar vermeye akıllı yaklaşımın temelini oluşturur. *İhtimaller, akıllı insanın kararın yönlendiren trafik işaretleridir. *Grup liderinin dikkatle üzerinde durması gereken Üç temel özellik: 1-Vazife -Gaye -Mesuliyet -Hedef -Program -Çalışma Şartları -Kaynaklar -Otoriteler -Ön eğitim -Zaman önceliği -Hedefe doğru ilerleme -Alternatifim var mı? -Kendini test etme 2-Ekibi Kurma -Hedef -Standartlar -Güvenlik standartları -Ekip büyüklüğü -Ekibin üyeleri -Ekibin ruhu -Disiplin -İstişare -Bilgilendirme -Grubu anlatma -Destek 3-Bireyin olgunlaşması -Hedef -Motivasyon -Katkı -Sorumluluk -Yetki -Ön eğitim -Başkalarını kabullenme -İlerleme -Performans -Mükafat -Vazife -Şahsiyet -Zaman ayırma -Güvenlik -Değerlendirme. *Verimli çalışma Reçetesi a- Muhtelif işler arasından seçim yapılmalı ve bütün enerjiyi bir noktada toplamalıdır. b-Başarmanın mümkün olduğuna inanılmalıdır. C-Bir çalışma disiplini olmalı. d-Kişide çalışma disiplini ile birlikte hassasiyet ve duyarlılık da oluşmalıdır. e-Büyük işler yapanların hepsi, zaman zaman bir köşeye çekilmesini bilen insanlardır. *İnsanlara değer kazandıran önemli bir nokta da, onların problemlerine kadar hızlı şekilde doğru olarak çözebildikleri veya yığılan problemlere getirdikleri alternatif çözüm sayısıdır. *Biz bir yandan üretimi, düzenliliği ve organizasyonları genişletip çoğaltırken, diğer yandan daha büyük bir hızla tüketimi arttırıyor ve sonuçta dünyamızın entropisinin artışını daha da hızlandırıyoruz. *Gereksiz ve aşırı yüksek dozla alınan ve kullanılmayan bilgi kişiyi rahatsız eder. *Bugün ne yazık ki ‘Hastalığın ne gibi bir hastası olduğunu bilmek, hastanın ne gibi bir hastalığı olduğunu bilmekten daha önemlidir’. *Kendi kişiliğine saygı duymayan insanların kalp ve ciğer hastalıklarına yakalanma tehlikesinin daha fazla olduğu bulunmuştur. *Kuruntu ve can sıkıntısı, tıpkı çiçek hastalığı veya AIDS gibi bulaşıcıdır. *Sağlığımızın korunması için gerekli bütün ilaçlar vücut içerisinde üretilmektedir. *En yüksek beden-zihin ve ruh sağlığına ulaşabilmek için geleceğe umut ve güvenle bakmamız gerekir. *Çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli armağan, ‘özgüven duygusu’dur. *İnsanların kimliklerini, konumları ya da zenginlikleri değil, yaptıkları iş belirler. *Hayatta başarısız ve mutsuz olmuş kimseler ‘Beş yıldızlı isteklerini, dört yıldızlı kabiliyetleriyle gerçekleştirmek isteyen kimselerdir. *Hoşnutluğumuz, elimizdekilerle ne ölçüde yetinebildiğimize bağlıdır. *Geçmişteki yanlışları unutunuz. İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DÜNYAYI ANLAMA *Sanayi Toplumlarının Karakteristik Özellikleri: 1-Standartlaştırma 2-Uzmanlaşma 3-Piyasa 4-Eş zamanlılık 5-Azamileştirmek 6-Maksimizasyon *Sanayi Ötesi Toplumun Habercileri 1-Bilgi ve iletişim teknolojileri 2-Çeşitlilik ve esnek zaman 3-Merkeziyetçilikten, adem-i merkeziyetçiliğe geçiş 4-Piyasaya karşı piyasa ötesi 5-Çevreyi koruma 6-Teknolojilere karşı takınılan farklı tutumlar 7-Sosyalizm’in çöküşü Bilgi Toplumunun Temel Sanayileri: a-Bilgi ve haberleşme teknolojileri b-Uzay teknolojileri c-Denizlerin nimetlerini ve zenginliklerini değerlendiren teknolojiler. d-Biyoteknoloji ve genetik mühendisliği *Hayatta denge daha çok aranacaktır. Oyunla iş arasında, üretim-tüketim için üretim arasında, kafa işiyle el işi arasında, soyutla somut arasında öznelikle nesnellik arasında denge *Güç Kaynakları Şiddet, Servet, Bilgi *En büyük güce sahip kimseler, bu şiddet-servet-bilgi kaynaklarının üçünü birden, zekice bir bağlantı içinde kullanabilenlerdir. *Sahte bilgileri kitlelere aktarma taktikleri: 1-Noksan taktiği 2-Genellik taktiği 3-Zamanlama taktikleri 4-Damlatma taktiği 5-Deprem dalgası taktiği 6-Buhar taktiği 7-Geri tepme taktiği 8-Sunturlu yalan taktiği 9-Ters-yüz taktiği *Gelecekte casuslar açısından üç büyük alan önem taşıyacaktır: Ekonomi teknoloji, ekoloji, *Geçmişin, bugünün ve geleceğin toplumlarının tasviri.
|
|||
|
04-13-2007, 12:22 AM
Post: #8
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
KİTABIN ÖZETİ :(Semra Ayanbaşı ) Kitap genel anlamda doğum tarihinden yola çıkarak, insanın karakter ve ruh yapısını, kişiliğini, içinde sakladığı potansiyel kabiliyetlerini kısacası insanın iç yapısını açıklamaya çalışıyor. Toplam beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümününü, bütün anlatılanların temelini oluşturan doğum sayısını belirleme oluşturuyor. İkinci bölümde ise doğum sayısını oluşturan ana sayıların anlamları geniş bir şekilde açıklanmış. Üçüncü bölümde ise tüm doğum sayıları ayrı ayrı incelenerek okurun kendi doğum sayısı hakkında bilgi sahibi olması amaçlanmış. Doğum sayılarını yakından ilgilendiren spiritüel (ruhsal) yasalar da dördüncü bölümde açıklanmış. Beşinci bölümü ise doğum sayılarıyla ilişkili diğer kavramlar oluşturuyor. Doğum Sayılarını Belirleme Doğum tarihimizi 8 Ocak 1975 kabul edelim. İlk olarak doğum tarihini sayı ile yazın, 8 - 1 - 1975. Burada yılı yazarken kısaltma yapmayın. Sonra her rakamı ayrı ayrı toplayın, 8+1+1+9+7+5=31. Daha sonra çıkan bu sayının rakamlarını da toplayıp son sayıya ulaşın, 3+1=4. Son sayı iki basamaklı olabilir (10, 11, 12 gibi) tekrar kendi rakamları arasında toplam yapılmaz. Son olarak ilk toplam (31) ve son toplam (4) birlikte doğum sayısını oluşturur; 31/4. Bazı doğum tarihleri ve doğum sayıları; 18 Eylül 1929 39/12 7 Kasım 1973 29/11 29 Mayıs 1969 41/5 Doğum sayılarının sağdaki ve soldaki sayıların farklı anlamları vardır. Sağdaki sayılar hayatımızda daha az etkiye sahip olmakla birlikte soldaki sayıların hayatımızdaki etkisi büyüktür. Doğum sayısı her bireyin hayat yolunu gösterir, tırmanmamız gereken dağı temsil eder. Sağdaki sayılar bu dağın zirvesini, diğer bir ifadeyle hayat amacımızı gösterir. Bu zirveye tırmanırken soldaki sayılarda gizli potansiyel enerjimizi kullanmamız veya bu sayılarla ilişkili problemlerimizi halletmemiz gerekir. Sayıların Anlamları 1 Yaratıcılık ve Güven 2 İşbirliği ve Denge 3 İfade ve Duyarlılık 4 İstikrar ve Süreç 5 Özgürlük ve Disiplin 6 Vizyon ve Kabul 7 İtimat ve Açıklık 8 Bolluk ve Güç 9 Bütünlük ve Bilgelik 10 İçsel yeteneklerDoğum sayısının sağındaki sayılar bu anlamları derin olarak ifade eder. Örneğin 12/3, 21/3, 30/3 ler 3 ana sayısının anlamı olan ifade ve duyarlılığı temsil eder, daha az derecede de doğum sayısında bir 3 bulunan herkes bu guruba dahildir. Sağ taraftaki sayıları 10, 11 ve 12 olanlar bu sayıların her ikisinin bileşiminden oluşan bir hayat amacına sahiptir. Örneğin 10 sayısı yaratıcılığı ve güveni, içsel yeteneklerle güçlendirilmiş şekilde birleştirir. Her bir ana sayı tarafından temsil edilen özellikler olumlu veya olumsuz olarak kendini gösterebilir. Bundan dolayı aynı doğum sayısına sahip iki kişinin hayatı –eğer biri o hayat yolunun pozitif, diğeri ise negatif halindeyse- tamamen farklı görünebilir. Pozitifte; 1ler, en yaratıcı sanatçıları; 2ler, en iyi diplomatları; 3ler, en iyi hatipleri; 4ler, en iyi analistleri; 5ler, en iyi kaşifleri; 6lar, en iyi yargıçları; 7ler, en iyi bilginlleri; 8ler, en iyi hayırseverleri; 9lar, en iyi liderleri oluşturlar. Negatifte ise 1ler, en bağımlıları; 2ler, en aşırı özverilileri; 3ler, en manik depresifleri; 4ler, en kararsızları; 5ler, en muhtaçları; 6lar, en perfeksiyonistleri; 7ler, en paranoid, 8ler, en pasif-saldırganları; 9lar, en fanatikleri oluştururlar. Ana sayısının negatif özelliğini gösteren bir insan, bunu ana sayının pozitif özelliğine dönüştürebilirler. Örneğin ana sayısı 5 olan bir insan, aşırı duygusal ve başkalarına tabi olmaktan, kendine güvene, akıl ve mantığını kullanmaya ulaşabilir. Kitapta yazılmış bilgiler bizi tam olarak anlatmıyor olabilir, bu yazılanların doğru olmadığını göstermez. Çünkü anlatılan özellik henüz ortaya çıkmamış olabilir, daha ilerdeki bir tarihte kendini gösterecektir. Eğer söz konusu doğum sayısının negatif anlamındaki bir sorun ise, bu sorunu önceden halletmişiz olabiliriz. Sonuç olarak kitapta yazılan bilgilerin ışığında, içimizde saklı kalmış özelliklerin farkına varabilir, bunların üzerinde yoğunlaşarak daha da geliştirebiliriz. İç yapımızla ilgili eksik yanlarımızı belirleyip, sorunlarımızı çözme yoluna gidebiliriz. Kendi kabiliyetlerinin farkında olmayıp, yanlış alanlara, yanlış mesleklere yönelen çok insan var. Belki de bu yöntem insanların küçük yaşlardan itibaren, kendilerine en uygun alanlara yönelmelerinde yardımcı bir yol olabilir.
|
|||
|
04-13-2007, 12:23 AM
Post: #9
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
Sizin de eliniz ayağınız birbirine dolanmaz mı âşık olduğunuzda... Sabahın kör vakitlerinde ne yapacağınızı bilmez halde yatağınızda debelenip durmaz mısınız aşk varsa.... Aşk girdiği her yüreği darmadağın eder, kimi zaman bir uçurtmaya takılıp gökyüzünde uçarsınız umarsızca, kimi zaman saat tik takları arasında bir telefon sesine muhtaç, oturursunuz anlamsızca, bir ayrılık vaktinde sancılanır ruhunuz kalakalırsınız, ne yağmurlarda ıslanmak rahatlatır sizi ne de arkadaşlara sığınmak, onsuz nasıl nefes aldığınıza şaşarsınız üstelik... Yüzyıllardır ne çok şey yazılmıştır aşk üzerine, hangi ülkede ve hangi yüzyılda olduğunuz da önemli değildir aşk söz konusu olunca, insan insandır her renkte, her dinde ve her iklimde. Aşk üzerine düşünmek ve yazmak ayrı bir serüvendir, Mehmet Coşkundeniz de yıllardır aşk üzerine yazdığı yazılarla aşkı anlatmıştır durmaksızın. Bir dost sıcaklığındaki kelimeleriyle kimi zaman acılı yüreklere şifa olmuş, kimi zaman insan olmanın keyfini yaşatmıştır yazılarıyla. Âşık olanlar tanır onu, siz de âşık mısınız? İşte şimdi güzel bir dostun kelimeleriyle yenilenecek ve tadını çıkaracaksınız aşkın.
|
|||
|
04-13-2007, 12:24 AM
Post: #10
|
|||
|
|||
|
RE: kitap özetleri
Yazar: Robin Sharma Gençlik yıllarımda, babam bana asla unutmayacağım bir şey söylemişti: "Oğlum, doğduğunda bütün dünya sevinirken sen ağlıyordun. Öyle bir yaşam sür ki, öldüğünde sen sevinirken bütün dünya ağlasın." Hayatın anlamını unuttuğumuz bir çağda yaşıyoruz. Bir insanı kolaylıkla Ay'a gönderebiliyoruz, ancak karşı dairemize yeni taşınan komşumuzu ziyaret etmekte güçlük çekiyoruz. George Bernard Shaw'a ölüm döşeğinde, "Hayatınızı yeni baştan yaşama fırsatınız olsaydı, ne yapardınız?" diye sorulmuş. Shaw biraz düşünmüş ve sonra derin bir iç çekişle, "Olabileceğim, ama asla olmadığım kişi olmak isterdim," demiş. Aynı şeyin sizin başınıza da gelmemesi için bu kitabı yazdım. O halde siz bu kitaba başlarken, size soruyorum:Siz öldüğünüzde ardınızdan kim ağlayacak? Bu gezegenden gitme ayrıcalığına ulaştığınız zaman kaç yaşamı etkileyeceksiniz? Sizi takip eden nesiller üzerinde nasıl bir etki bırakacaksınız? Son nefesinizi vermeden önce arkanızda bırakacağınız imza ne olacak?YAZAR BİLGİSİLiderlik, performans ve kişisel gelişim konularında dünyadaki en önemli uzmanlardan biri olan Robin Sharma, hukuk eğitimi görmüş ve kırk yaşında. Kitapları kırk dört ülkede ve otuzun üstünde dilde yayınlanmış, yedi kitabından altısı uluslararası çok satanlar listesinde yer almış bu ünlü uzman, başkanlık, yöneticilik ve eğitim hizmetleri veren "Sharma Uluslararası Liderlik" şirketinin de yöneticisi. Başkanların ve süper starların da başvurduğu Robin Sharma kürsüsünü syklykla içlerinde Bill Clinton, Jack Welsch, Richard Carlson gibi isimlerin de yer aldığı ünlülerle paylaşıyor. Okuyucuları arasında Jon Bon Jovi, Jose Cruz Jr., Michelle Yeoh, Ricky Martin gibi ünlü sanatçılar, kraliyet aileleri, spor ve pop yıldızları da bulunan uzmanın kitapları büyük firmalara eğitim amaçlı da öneriliyor
|
|||
|
« Next Oldest | Next Newest »
|



![[Image: 320tajmahal003kb1.jpg]](http://img249.imageshack.us/img249/638/320tajmahal003kb1.jpg)


